vedalar hüzünlüdür..

Evet, orada yatan herkes gibi hastaydı,belki de o gece çok daha hastaydı. Ama o da herkes gibi bir sonraki güne uyanmak için uyumuştu. Uyanamadı..

Mezarlıkların yanından geçerken bile içi ürperen bir kızdım. Çünkü daha önce hiçbir yakınımı kaybetmemiştim ve biliyordum ki birgün o mezarlık beni de çağıracaktı içine, yüzleşmemi isteyecekti birtakım gerçeklerle. Birgün bu olacaktı biliyordum ama daha erkendi. Olabildiğince uzak olmaya çalışıyordum,sanki ben hiç mezarlığa girmezsem kimse de ölmezmiş gibi. Öyle değilmiş. Hiç değilmiş hem de. Elbette yüzleşecektim bununla ama bu şekilde olmamalıydı.. Gözümün önünde olmamalıydı. Çünkü ölüm öyle bir şey ki, bir gecede birden fazla yaş aldım ve gereğinden fazla büyüdüm. Büyümek bildiğimiz gibi bir şey değilmiş. Yaş almakmış bizimki; her yıl pastanın üzerindeki mumları üfleyip eğlenip hediyeler aldığımız. Büyümek bambaşka bir şeymiş,öğrendim. Bir gecede öğrendim. Hatta bir dakika içinde öğrendim. Sabah olmuştu çok şükür,çok zor bir gece bitmişti birkaç hastanın o ağır hastane havasını paylaştığı odada. Sabah ezanı okunmuştu, ondan sonra olmuştu olan. Ezanı bekliyormuş demekki diyorum şimdi,son kez ezanı duymak istemiş belki. ‘Cansu nefes almıyor galiba’ diye bir ses duydum ezanın güzelliğine kapılmışken. O birkaç saniyeye neler sığdırdığımı inanın anlatsam günlerimi alır. Ama hatırladığım en net şey; ‘hayır! Şimdi değil nolur!’ dediğimdi.. Dedim ama hiçbir şeyi bir dakika öncesine döndüremedim. İnsanın aciz kaldığı,bir daha geri dönüşü olmayan yollar varmış tam da o anda öğrendim. Hayat bu,bir an varsan bir an yoksun. Gerisi karanlık sanki. Birinin ölümüne şahit olmak mı daha zor, yoksa herkese ölüm haberini verecek olan kişi olmak mı o anda karar veremedim. Sonrası gerçek hayat sanki. Sonrası büyümek. Sonrası bir daha birkaç dakika öncesine bile dönememek.  Sonrası avuntular. Güzel gitti diye avuntular, uykusunda gitti diye avuntular. İnsan başka ne ister ki? Ne demişler, tatlı dünyanın acı ahireti olur. Umarım acı çektiğin bu hayat sana,günahların için mükafat olur.. Umarım bizi,dualarımızı görüyorsun ve duyuyorsun ve huzur içinde uyuyorsundur babaanne..

Vedalar hüzünlüdür derdim hep ama; bu biraz ağır olmadı mı?

Acaba biz..

Acaba biz.. dedi ve durdu. Durdu çünkü cesaret edemedi cümlesini tamamlamaya. Dili elvermedi söyleyeceklerine,sustu kaldı. Çünkü söylese artık hiçbir şey eskisi kadar güzel olmayabilirdi. Belki daha da güzel olabilirdi her şey. Ama sustu..

Bugün size muhtemelen her insanın başına gelen bir talihsizlikten bahsetmek istiyorum.Aslında talihsizlik diye mi adlandırılmalı onu da bilmiyorum. Hayatlarımız birer tren garı gibi,zaman zaman insanlar giriyor çıkıyor,bazısı geliyorken bazısı gidiyor. Bazıları bir yuva gibi benimsiyor fakat zamanla onlar da gidiyor. Bu gelenlerden birçoğu birçok nedenden dolayı gidiyor,benimse dikkatimi çekense karşı cinsten biriyle kurulan bağın çok iyi anlaşma neticesinde bir tık öteye geçmesi. Hani deriz ya ‘çok iyi anlaşıyoruz çok yakınız’ diye,işte tam bu kısım. Hani bir soru vardır bir kızla bir erkek yakın arkadaş olabilir mi? diye. Ben kesinlikle ateşle barutun yan yana durmayacağı kanaatindeyim. Aman sakın önyargılı olmayın,anlatacağım. Bu ikisinin yan yana duramayacağı durum -yakın- olma durumu. Bence bir erkekle bir kızın samimiyeti zaman sonra illaki farklı bir boyuta taşınıyor. Birinden biri acaba? diyor. Sonra yok yok hayır diyip kovuyor tüm düşünceyi kafasından. Olmaz. Sonra tekrar diyor ki neden olmasın? Böyle böyle çatışıyor kendiyle,kavga ediyor düşünceleri. Bir kere düştüyse o kurt insanın içine,durmuyor sürekli dolaşıp hatırlatıyor kendini. Hani yakınlar ya,acaba mı diyor her samimi hareketine. Acaba o da.. Sonra birtakım yollar bulmaya çalışıyor kendine bunu öğrenmek için. Kimisi çıkmaz sokağa bağlanıyor,kimiyse uçsuz bucaksız sokaklara. Tabi her zaman şanslı olmuyor insan. Öyle bir vakit geliyor ki,yine birlikte bir gün hep olduğu gibi gülmeli eğlenmeli. Sonra bir an geliyor. Koca bir ormanın içindeki eşsiz güzellikle bir gölde gölgelerini seyrederlerken çocuk cesaret ediyor sessizlikten faydalanıp.

Acaba biz.. diyor. Tam ‘başka türlü olur muyduk ki’ diyecekken kız kapatıyor ağzını çocuğun ani bir hareketle. Bir çocuk düşün.. diyor. Küçük bir çocuk. Daha yeni emeklemeye başlamış. Meraklı olurlar ya hani,bir yerden tutup ayağa kalkmaya çalışırlar, yürümek koşmak isterler. Ama daha erkendir birçok şey için. Her şeyin bir zamanı vardır. Onun o sırada aslında sadece emeklemesi gerekir,dahası fazla gelir. Anlatabiliyor muyum? dedi..  

Anlatabilmişti pek tabi.. Bir daha acaba demedi çocuk. Belki dedi sonra hep. Belki olur. Sonrasındaysa hep keşke demek zorunda kalacaktı haberi yoktu oysa ki. Bilmiyordu ki bir daha hiç bulamayacağı bir şekilde kaybedecekti genç kızı. Bir daha onunla hiç konuşamayacağını bilseydi asla susmazdı belki..

Bilmiyordu…

gözlerin.. dedi

large (5)

Uçsuz bucaksız denizi seyrederken düşündü; içim kadar karanlık,hislerim kadar derin.. Sonra bir melodi duydu uzaklardan ‘gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi’ diyordu Zülfü Livaneli o hoş sesiyle.Güldü.. Uçsuz bucaksız karanlığın içinde parlayan gemi ona;gözlerinin onun gözleriyle karşılaştığında içindeki kapkaranlığa saçtığı ışığı hatırlatmıştı..

Henüz lisenin başlarında iken bir kahraman girmişti sınıfımıza. Hem hayata,hem mesleğimize hem de öğretmenlere bakışımızı değiştirmişti kendisi. Herkes başımız gelebilecek en büyük şans olduğunu düşünüyordu. Her şeyi öğretiyordu bize hayat adına dersinin yanında. Bir gün demişti ki ‘ben insanları gözlerinden hatırlarım. Çünkü insanın fiziksel olarak her şeyi değişirken bir gözleri değişmezmiş’ Bana kattığı en güzel şeylerden biri şüphesiz buydu. Ben ki insanların gözlerine uzun uzun bakamayan bir kız,insanları anlamak için gözlerinin en derinlerine bakmaya başladığımı hatırlıyorum. Tekrar minnetlerimi sunuyorum ona hazır böyle güzel anmışken. Fakat bunu yapmaya başladıktan bir süre sonra farkettim ki insan bazen görmek istediğinden fazlasını görüyor karşısındakinin gözlerinde. Bazen görmek istemediği bir duyguyu,saklamak istediği bir düşünceyi bazense çok derin sevgiyi. Hani diyorlar ya gözler kalbin aynasıdır,yalan nedir bilmez onlar diye,hiç bu kadar katılmamıştım bir şarkı sözüne. Çoğumuz bir çift gözün kurbanı değil miyiz? Yoksa nasıl yazılırdı birçok şiir,şarkı? Öyle bir baktı ki deriz, gözlerin diye şarkılar yazarız,yetmez bir çift göze bir dünya sığdırırız. Demem o ki; ağzımız başka gözlerimiz başka şeyler söylemesin. Çünkü bazen bir bakış karanlığı aydınlığa çevirir,bazense aydınlığı kapkaranlık bir kuyuya..

Gözlerin.. dedi genç kız. Gözlerinin mavisi sanki derinliğinde boğulmaya davet ediyor beni..

bazen!

 

Merhaba,

Yılın ilk günlerinden selamlar.. 

Benim bir blogum vardı bir zamanlar diye düşünüp bloglarımı okuyup bir şeyler yazarken burada buldum kendimi. Uzun zamandır yazmıyordum çünkü defterimi kalemimi bir de kahvemi yanıma alıp bir köşede yazmanın keyfinin bir başka olduğunu düşünerek defterimle başbaşa kalıyordum. Fakat yazdıklarımı okuyunca anladım ki arada değişiklik gerekiyor. Blogger’dan buraya yeni bir geçiş yaptım. Yeni yazılar,yeni anılar,yeni insanlar. Değişiklik iyidir:) Yine uzun bir durum değerlendirmesi içeren introdan sonra gel gelelim parmaklarımın içimdekileri yazacağı zamana.. Öncelikle şunu söylemeliyim ki eğer bu yazıyı birileri okuyacaksa önce bir ‘incesaz’ playlisti açıp öyle okumaya devam etsin,huzur şart 🙂

İnsan öyle eşsiz bir canlı ki,öyle ki dünya üzerinde milyonlarca var bu canlıdan fakat hiçbiri birbirine benzemiyor. Hayatı da eğlenceli,heyecanlı ve bir o kadar da garip -yada her nasıl dile getirmek isterseniz- kılansa bu bence. Fakat bu durum her zaman sevilesi olmuyor çünkü bazı insanlar arasında uçurumlar kadar farklar var. Ve bu insanlar birbirleriyle karşılaşıp birbirlerini hayatlarına bir tık fazla alınca ne olduğunu şaşırıp bir daha toparlanamıyorlar. Bir insanzede haline dönüşüyoruz her birimiz. İnsan hatalar silsilesiyle kuşatılmış bir varlık. Hatasız kul olmaz diyor Müslüm baba,hatamla sev beni.. 🙂 Sevmeyi bilmek gerekiyor. Sevmeyi de affetmeyi de. Önce kendini,sonra bir başkasını.. Sevmesini bilmeyen hep tökezliyor en ufak hatada. Sevmesini bilmek gerekiyor.. Uçurumların hakkından gelebilmek için,sevmeyi denemek gerekiyor herkesi,önce kendinden başlayarak. Kibirsizce, bazen hadsizce,bazense gurursuzca. Bazen gururunu ikinci plana atması gerekiyor insan denen canlının. Elbette gurursuz olmaz,fakat bazen gurur uçurumları daha da korkunç kılıyor. İnsan bazen sevmek istiyor, ya da sevmeyi denemek istiyor çoğu zaman. Hani dedim ya herkes birbirinden farkı; bir başkasında kendisinden bir şey görünce sevesi geliyor hiç düşünmeden. İnsan bazen her şeyi düşünemiyor.. Bazense açıkça sevemiyor,korkuyor bir şeylerden. Ve bazen birileri sevmeyi bırakıyor,çünkü sevmekten korkuyor. Çok oldu diyor bırakalı. Bir alışkanlığından bahseder gibi,kendine zarar veren bir alışkanlık,tıpkı sigarayı bırakır gibi. Sigarayı bırak desen bırakamaz oysa ki 🙂 Bazen suçlu hissediyor insan,birini bıraktığı şeye tekrar davet ederken. Bazen cesaret edemiyor insan. Oysa ki korkusuz olmak gerek çoğu zaman. Bunu başarabilen çoğu zaman kazanıyor hayatta. Bazen sonucun iyi olmayacağını bilsekte cesur olmalıyız,en azından yaptım! diyebilmek için. Her zaman söylerim,insanın yapamadıkları,söyleyemedikleri ve yaşayamadıkları hep içinde bir ukte kalır. Bu yüzden bazen yanlış olduğunu bile bile yapmak gerekir çoğu şeyi. Yapabilene saygım sonsuz,çoğu zaman cesur olamadığımı düşünürsek. Fakat insanoğlu çoğu zaman tükürdüğünü yalar,yapmam dese de yapar. Bıraktım dese de bırakamaz. İnsan sevmeden yapamaz herkesten çok kendi bilir bunu. Ama önemli olan ilk karşına geleni sevmek değil,sevmek istediğini sevmeyi denemek. Tanıyabildiğini sevmek ya da. Birini tanımak önemli,sevebilmek için. Neleri sevip neleri sevmediğini bilmek,neye ne tepki vereceğini bilmek, ‘neyi niçin yaptığını görebilmek’. Kısaca bir başkasını ezberlemek diyebiliriz buna. Fakat ezberlediğin birini unutamazsın öyle istediğinde. Gülüşünü,bakışını,bazen bir cümlesini ezberlediğin birini silemezsin. Belki söylenemiyor çok şey susmadan ama o susarken bile aslında neler anlattığını bilirsin. İşin kötü yanıysa yaptıklarının aslını bilirsin. Bazen susarsın avaz avaz bağırmak istediklerini çünkü bilirsin ki ağızdan çıkacak her bir cümle uçuruma daha da yaklaştıracak seni. Bazen bir Sezen şarkısı dinlemek istersin birlikte sadece,çünkü bilirsin ki çok sever Sezen’i. Bazen varlığını hissettiremezsin,buradaydım dersin ama hiç gösteremezsin kendini. Bazen onun seni görmesini beklersin. Fotoğrafınıza bakarsın,hiçbir zaman,kimseye öyle gülmediğinizi farkedersin. Tanışmak istersin bazen,içerisindekiyle. Bazen şanslı olursun tanırsın da ,ya o seni tanıyor mu?  Tanısa severdi belki,tanısaydın severdin belki..